Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘güzel sözler’ Category

KUMEYL DUASI

Kumeyl Duası

 

Kumeyl duası olarak Ehl-i Beyt kaynaklarında meşhur olan bu dua, Hz. Ali (a.s)’ın sır arkadaşı Kumeyl bin Ziyad’a Hızır’ın duası diye öğrettiği engin maarifi içeren bir duadır. Bu duanın özellikle Perşembe geceleri okunması Ehl-i Beyt imamları tarafından tavsiye edilmiştir.

 

Kumeyl duası şöyle başlıyor:

 

Allah’ım! Senin her şeyi kaplayan rahmetin hakkına; kendisiyle her şeye üstün geldiğin, karşısında her şeyin boyun eğdiği gücün hakkına; her şeye galip geldiğin ceberutun hakkına; önünde hiç bir şeyin duramadığı izzetin hakkına; her şeyi dolduran azametin hakkına; her şeye üstün gelen saltanatın hakkına; her şeyin fani olmasından sonra baki kalacak veçhin hakkına; her şeyin temellerini dolduran isimlerin hakkına; her şeyi ihata eden ilmin hakkına ve her şeyi aydınlatan cemalinin nuru hakkına senden niyaz ederim.

 

Ey Nur, ey Kutlu, ey evvellerin evveli ve ey ahirlerin ahiri! Allah’ım! Benim ismet perdesini yırtan günahlarımı affet. Allah’ım! Bedbahtlıklara yol açan günahlarımı affet. Allah’ım! Nimetleri değiştiren günahlarımı affet. Allah’ım! Duanın icabetini önleyen günahlarımı affet.

 

Allah’ım! Belanın inmesine sebep olan günahlarımı affet.

 

Allah’ım! İşlediğim bütün günahları ve yaptığım bütün hataları affet.

 

Allah’ım! Ben sana zikrinle yaklaşmak istiyorum ve seninle senden şefaat diliyorum ve cömertliğin hakkına beni kendine yaklaştırmanı ve şükrünü eda etmeyi bana nasip kılmanı ve zikrini bana ilham etmeni istiyorum.

 

Allah’ım! Huzu, huşu ve zelil olmuş bir dille, senden (hatalarıma) göz yummanı, bana merhametli davranmanı, beni verdiğine razı, kanaatkâr ve her durumda mütevazı kılmanı diliyorum.

 

Allah’ım! İhtiyaç ve yoksulluğu şiddetli olan ve hacetini zorluklar anında kapına getirene, katında bulunanlara büyük rağbeti olan kimsenin yalvarışı gibi sana yalvarırım.

 

Allah’ım! Saltanatın büyük ve mekânın yücedir, tedbirin gizlidir; emrin açık; kahrın galip ve kudretin her yerde caridir;(yürürlüktedir) ve senin hükümetinden kaçmak imkânsızdır.

 

Allah’ım! Senden başka günahlarımı affedecek; kabahatlerimi öretecek; kötü amelimi iyiye çevirecek birini bulamam.

 

Senden başka ilah yoktur; münezzehsin; sana hamt ederim.

 

Ben kendime zulmettim ve cahilliğim yüzünden itaatsizlik yaptım ve eskiden beri sürekli bana lütuf ve ihsanında bulunduğun için kendimi güvende hissettim (ve korkmadan sana karşı geldim.)

 

Allah’ım! Mevlam! Nice kötülüklerimin üzerini örttün; nice belaları benden geri çevirdin; nice hatalardan beni korudun; hoşa gitmeyen şeyleri uzaklaştırdın; layık olmadığım nice güzel övgüleri benim hakkımda yazdın.

 

Allah’ım! Belam büyümüş, halimin kötülüğü haddi aşmış; amellerim beni aciz bırakmış, (heva ve heves) zincirlerim beni çökertmiş, uzun arzularım beni menfaatimden alıkoyup hapsetmiş ve dünya beni boş şeylerle aldatmış ve sürekli kötülüklere çeken nefsim, cinayeti ve müsamahakârlığımla beni aldatmış.

 

Ey Efendim! İzzetinin hakkına senden istiyorum ki; amelimin kötülüğü, duamın kabulünü önlemesin ve bildiğin gizli sırlarımı açarak beni rezil etme; gizlice işlediğim kötü amelim ve davranışım, sürekli ihmalkârlığım ve cahilliğim, nefsanî isteklerim ve gafletimin çokluğu yüzünden, beni cezalandırmada acele etme.

 

Allah’ım! İzzetin hakkına her durumda bana karşı merhametli ve bütün işlerimde rauf ol.

 

Mabudum, Rabbim! Senden başka kimin var ki, ondan, kötü durumumu gidermesini ve bu halime bakmasını dileyeyim.

 

Mabudum, Mevlam! Sen bana hükmettin; bense o hükümlerin hususunda nefsime uydum; bu konuda düşmanım (şeytan)’ın (günahları) tezyin etmesinden korkmadım; böylece beni istediği gibi aldattı ve alınyazısı da bu işte ona yardımcı oldu; işte bu başıma gelenlerden dolayı bazı sınırlarını aştım ve bazı emirlerine karşı çıktım; bütün bunlarda sana hamt etmek benim vazifemdir.

 

(Amellerim dolayısıyla) Hakkımda yürütülen kaza ve kaderin ve beni yakalayan hüküm ve imtihanın karşısında gösterecek hiçbir mazeret ve bahanem yoktur.

 

Ey Rabbim! Kendimi ihmal edip işlediğim kusurlardan sonra; özür dileyerek, pişman ve perişanlık içerisinde affını ve mağfiretini ümit ederek, tövbe edip tekrar (sana) yöneldim ve günahımı ikrar ve (suçluluğumu) itiraf ederek senin huzuruna geldim.

 

İşlediğim günahlardan kaçacak bir mekân ve zor durumlarda sığınacak bir yer bulamıyorum; mazeretimi kabul edip beni sonsuz rahmetine dâhil etmenden başka ümidim yok; o halde mazeretimi kabul eyle ey Allah’ım ve perişanlığımın şiddetine acı (heva ve heves) zincirlerinden kurtar beni.

 

Rabbim! Bedenimin zayıf, derimin ince ve kemiklerimin hassas oluşuna acı.

 

Ey yaratılışımı gerçekleştirip beni yâd eden, beni terbiye edip iyilik ve rızık veren; bağışının başlangıcı ve bana yaptığın geçmiş iyiliklerin hürmetine beni affeyle.

 

Ey Mabudum, Ey Seyyidim ve Rabbim! Vahdaniyetine inandıktan; marifetin bütün kalbimi doldurduktan; dilim zikrinle meşgul olduktan, muhabbetin içime işledikten, Rububiyet makamına boyun eğerek sadakatle (günahlarımı) itiraf edip, doğrulukla (sana) dua ettikten sonra, beni cehennem ateşiyle azap etmen görülüp (inanılacak) şey mi?

 

Böyle bir şey senden uzaktır; sen kendi yetiştirdiğin birisini zayi etmezsin; yakınlaştırdığın birisini kendinden uzaklaştırmazsın, barındırdığın birisini kovmazsın veya kendisine merhamet ettiğin kimseyi belalara teslim etmezsin. Sen bütün bunlardan yücesin.

 

Keşke bir bilseydim, Ey Seyyidim, Mabudum ve Mevlam! Azametin karşısında secdeye düşen yüzlere; sadakatle vahdaniyetine şahadet eden ve medh ile sana şükür eden dillere; ilahlığını gerçekten itiraf eden kalplere, senin marifetinle dolup taşan ve böylece huşuyla eğilen batınlara cehennem ateşini musallat eder misin? Ve itaat etmek üzere ibadet yerlerine koşan ve günahını itiraf ettiği halde senden mağfiret dileyen uzuvları (azaba duçar eder misin?)

 

Senin hakkında böyle düşünülemez; senin fazl-u keremin bize böyle tanıtılmamıştır Ey Kerem Sahibi, Ey Rabb!

 

Dünyanın azıcık bela ve cezası ve ondaki zorluklar karşısında benim tahammülsüzlüğümü sen biliyorsun; hâlbuki dünyadaki bela ve zorlukların devamı az, tahammülü kolay ve süresi kısadır; o halde nasıl tahammül edeyim ahiretteki belaya; orada meydana gelecek büyük zorluk ve acılara?

 

Hâlbuki o belanın müddeti uzun ve süreklidir ve ehline bir hafifletme de olmaz.

 

Çünkü bu azap ancak, senin intikam ve gazabından kaynaklanır.

 

Bu ise göklerin ve yerin dayanamayacağı bir şey.

 

Ey Seyyidim! O zaman senin güçsüz, zelil, hakir, muhtaç ve biçare bir kulun olan ben nasıl dayanabilirim.

 

Ey Mabudum, Rabbim, Seyydim ve ey Mevlam! Hangi şeyden dolayı sana şikâyette bulunayım ve hangisi için ağlayıp sızlayayım? Azabın elem ve şiddetine mi? Yoksa belanın devamı ve süresinin uzunluğuna mı?

 

Eğer bana ceza çektirmek için düşmanların yanında yer verirsen ve bela ehliyle beni bir araya toplarsan, beni dostların ve velilerinden ayırırsan, Ey Mabudum, Ey Seyyidim, Mevlam ve Rabbim! Azabına tahammül edebilecek olsam bile, senin ayrılığına nasıl dayanabilirim?

 

Diyelim ki ateşinin hararetine dayandım, ama keremine nazar etmekten mahrum olmama nasıl sabredeyim?

 

Yahut affını ümit ettiğim halde ateşe nasıl gireyim.

 

İzzetin hakkına ey Seyyidim ve Mevlam, sadakatle yemin ediyorum ki:

 

Eğer konuşmama izin verirsen, cehennem ehli arasında, ümitliler gibi sürekli dergâhına yönelip inlerim; medet dileyenler gibi feryat edip yardım dilerim senden ve bir şeyini kaybedenler gibi ağlayıp sızlarım sana ve seni çağırıp “Neredesin Ey Müminlerin Velisi!” der dururum.

 

Ey ariflerin en yüce arzusu! Ey dileyenlerin imdadına yetişen! Ey sadık kalplerin dostu! Ve ey âlemlerin ilahı! (Neredesin)?

 

Ey Mabudum! Münezzehsin sen. Ve ben sana hamt ediyorum.

 

Olacak şey mi, sana karşı gelmesi yüzünden cehennemde tutulan ve günahından ötürü onun azabını tadan ve onun tabakaları arasında, işlediği suç ve cinayetten dolayı hapsedilen Müslüman bir kulunun sesini duyasın da affetmeyesin, oysa o kul, rahmetine göz diken biri gibi inlemekte ve tevhit ehlinin diliyle seni çağırmakta ve rububiyet makamını vasıta ederek sana el açmada.

 

Ey Mevlam! O, senin önceden yaptığın merhametini umduğu halde, nasıl azapta kalabilir? Ya da senin ihsan ve merhametini ümit ettiği halde ateş nasıl onu incitebilir? Yahut Sen onun sesini işittiğin ve yerini gördüğün halde ateş nasıl onu yakabilir? Ya da, sen onun zaaf ve göçsüzlüğünü bildiğin halde cehennemin alevleri onu nasıl kuşatabilir? Ya da sen onun sadakat ve doğruluğunu bildiğin halde, cehennemin tabakaları arasında nasıl kıvranıp kalır? Yahut o, seni “Ey Rabbim” diye çağırırken, cehennemin azap melekleri nasıl ona eziyet edebilir? Ya da cehennemden kurtulmak için senin lütuf ve keremini dilediği halde onu nasıl orada bırakırsın?

 

Sen münezzehsin, hakkında bunlar düşünülemez; senin fazlınla ilgili tanıtılan bunlar değildir ve bunlar senin muvahhit insanlara yaptığın ihsan ve iyiliklere benzeyen şeyler de değildir.

 

Ben şüphesiz biliyorum ki, eğer inkârcılarını azabına hükmetmeseydin ve düşmanlarını ebedi azaba duçar etmeyi kararlaştırmasaydın, ateşi tamamıyla soğuk ve selamet ederdin ve onda hiç kimse yer almazdı.

 

Ama sen, isimleri mukaddes olan! Cehennemi, insanların ve cinlerin kâfirleriyle doldurmaya ve düşmanları orada ebedi olarak tutmaya yemin etmişsin.

 

Ve sen, (ey) medhi yüce olan! Evvelden beri söylemiş ve sürekli olarak nimet verip kerem ve ihsanda bulunmuşsun: buyurmuşsun ki: “Mümin olan bir kimse, fasık olan kimseyle bir olur mu? Hayır, onlar aynı olmazlar.”

 

Mabudum, Seyyidim! Takdir ettiğin kudret hakkına ve hükmedip kesinlik kazandırdığın kaza ve kaderine ki, kime takdir etsen galip gelirsin, bu gecede ve bu saatte benim işlediğim bütün suçları ve günahları ve gizlediğim bütün kötülükleri affet; yaptıktan sonra üzerini örttüğüm veya açığa çıkardığım, gizleyip veya aşikâr ettiğim cahilliklerimi ve amelleri yazmakla görevli melekleri kaydetmelerine emrettiğin kötülüklerimi affet! Öyle melekler ki, benim yaptığım amelleri zapt edip korumakla görevlendirdiğin uzuvlarımla birlikte onları da bana gözetleyici yaptın ve kendin de bunların ardından gözetleyicim oldun ve onlara gizli kalan şeylere şahit oldun, rahmetinle gizledin ve fazlınla onları örttün ve indirdiğin her hayırdan ve gönderdiğin her ihsandan, yaydığın her iyilikten yahut dağıttığın her rızıktan, affettiğin günahlardan veya kapattığın hatalardan nasibimi arttırmanı diliyorum.

 

Ey Rabbim, ey Rabbim, Ey Rabbim!

 

Ey Mabudum, ey Seyyidim, ey Mevlam ve ey benim Sahibim!

 

Ey varlığımı elinde tutan!

 

Ey zorluk ve çaresizliğimi bilen!

 

Ey fakirlik ve yoksulluğumdan haberdar olan!

 

Ey Rabbim, ey Rabbim, ey Rabbim!

 

Hakkın, kutsiyetin, en yüce sıfatın ve ismin hürmetine senden dileğim şudur: Gece ve gündüzden oluşan vakitlerimi zikrinle canlandır ve beni kendi hizmetinde tut ve amellerimi kendi indinde kabul buyur; öylesine ki, artık bütün amellerim ve zikirlerim tek zikir şekline dönüşsün ve bütün hallerim senin hizmetinde geçsin.

 

Ey Seyyidim, ey güvenip dayandığım ve ey kendisine hallerimi sunduğum (Allah)!

 

Ey Rabbim, ey Rabbim, ey Rabbim!

 

Uzuvlarımı hizmetin için güçlendir; sana yönelmemde kalbime güç ve sebat ver; senden korkmada ve hizmetini sürdürmede bana öylesine bir ciddiyet ver ki, sana kulluktaki yarış meydanlarında sana doğru koşayım ve bu yolda mücadele verenler arasında yer alıp hızla sana doğru geleyim ve sana gönül verenler arasında senin yakınlığına meyil edeyim ve ihlâslılar gibi sana yakınlaşayım ve senden yakin ehlinin korktuğu gibi korkayım ve indinde müminlerle bir araya geleyim.

 

Allah’ım! Bana kötülük yapmak isteyeni cezalandır; bana tuzak kuran kimseye tuzak kur ve beni, yanında en iyi pay alan ve sana göre en yakın makama sahip olan ve sana hususi yakınlığı olan kullarından eyle, Gerçekten bunlara erişmek, ancak senin lütuf ve kereminle olur.

 

Cömertliğin hakkına bana cömert davran ve yüceliğin hakkına teveccüh eyle bana.

 

Rahmetin hakkına koru beni ve dilimi zikrine alıştır ve kalbimi, kendi muhabbetine bağlı kıl ve dualarımı iyi bir şekilde kabul etmekle beni minnettar eyle; yanılgılarımdan geç ve hatalarımı affet; muhakkak ki sen, kullarının sana ibadet etmelerine hükmettin; sana dua etmelerini emredip, kabul etmeyi taahhüt ettin; o halde ey Rabbim! Yüzümü sana çevirdim ve ellerimi sana açtım; izzetin hakkına duamı kabul eyle ve arzularıma ulaştır; fazlın ve kereminden ümidimi kesme; beni insan ve cinlerden oluşan düşmanlarımdan koru. Ey çabuk razı olan! Duadan başka bir şeye sahip değilim, affet beni; muhakkak ki sen her istediğini yaparsın.

 

Ey ismi deva, zikri şifa ve itaati zenginlik olan! Sermayesi ümit ve silahı ağlamak olan bana merhamet eyle.

 

Ey nimetleri tamamlayıp yayan, ey zorlukları defeden! Ey karanlıklarda dehşete kapılanların nuru! Ey öğretilmeden bilen! Muhammed ve Ehli Beyt’ine salâvat gönder ve bana da sana yakışan şekilde muamele et.

 

Allah’ın rahmeti, Peygamber’ine ve onun soyundan gelen mübarek İmamlara olsun. Ve Allah’ın sonsuz selamı onların üzerine olsun.

 

KABEM

KABEM (Photo credit: Acizane)

Read Full Post »

SUSMAK…

“Anladım ki susmak bir cüsse işi…
Derin denizlerin işi.
Derin denizlerin sükutu büyüler beni.
İçimi bir heybet hissi kaplar.
Benliğimi hasret duyguları istila eder.
Kalbim ürpermelerle dolar.
Dalgalı denizler, durgun mavi denizler kadar heybetli gelmez bana.
Göklerin suskunlugu da öyle.
Gök gürlemeleri, mavi derinliklerin heybetini siler diye düşünmüşümdür hep.
Sükut her zaman daha manalı, daha derindir.
Kalbe sözden çok sükuttan manalar akar.
İnsan evrendeki sükutu anlayabilseydi, kim bilir belki de söz olmayacaktı.
İnsanlar sükutun dilinden anlayacak, derin ve manalı bakışlarla konusacaklardı.
Ve ses, sükutun heybetini bozamayacaktı.
Konuştuğum zamanlar hep acze düşmüşümdür de ondan kelama sarılmışımdır.
Evrendeki her varlıkta sükutu bir süs, bir hikmet olarak algılamışımdır.
Sözü ise ancak bir zaruret..
Hep derin denizler kadar heybetli bir sükut dinledim ondan.
Sanki durgun ve derin bir ummanın kıyısına varmıştım.
Derinliklerinde gönül ve hikmet incilerinin gülümsediği bir deniz bulmuştum.
Hayatın hiç bir kasırgası, hadiselerin hiç bir fırtınası onu dalgalandıramıyordu.
O denize imrendiğim an, gözlerim şu mısralara takılmıştı:
Gercekten de öyle olmustu. Sonsuza götüren bir denizin kıyısına varmıştım.
O zaman anladım ki, susmak bir cüsse işi. Derin denizlerin işi.
Sığ suları en hafif rüzgarlar bile coşturabiliyor.
Derin denizleri ise ancak derin sevdalar..
Anladım ki, derin ve esrarengiz olan her sey susuyor.
Anladım ki susan her şey derin ve heybetli…
Şems-i Tebrizi

Read Full Post »

SUS GÖNLÜM

Efkâr dolu gönül sustuğu vakit, bir nâme duyulur;
yalnızlar esas yalnızlığa, duygular düşlediği rüyalara,
dil konuşma özlemi duyduğu sevdalara savrulur
Mühür vurulur Ayın’a, çıkarılır Şın alfabeden, hüzne bırakılır
Kaf belirsiz sinelerden…Ve bir ses duyulur, bir dize fısıldar inceden;
“Ey gönül gel gayriden geç aşka eyle iktidâ
Zümre ehli hakikat ânı kılmış muktedâ.”Şimdi…
Sus gönlüm…Çok dile getirme…
Sen dile getirdikçe gönlün daha da coşuyor,
daha meraklanıyor ve beklemek daha da zorlaşıyor…

Sus gönlüm.
Çok laf etme…
Az söyle ki işimiz olgunlaşsın…
Az söyle ki Hakka karşı yanlış kelam çıkmasın…

Sus gönlüm.
Bir elif miktarı sus.
Az kaldı bahara…
Dayan gönlüm…
Denizin içinde meydana gelen görünmeyen dalgalar gibi yüreğin biliyorum…
Beklemekten başka çare olsaydı, seni durdurmazdım…
İnan bana…
Ama yok…
Başka çare yok…
Unutma ki ilaç bile beklemeden tesir etmez,
çiçek bile vakti gelmeden önce açmaz…

Sus gönlüm…

Bu kışın bahara dönünceye kadar…
Bu gece gündüz oluncaya kadar…
Uzak yollar yakınlaşıncaya kadar…
Bu sıkıntının ardından ferahlık gelinceye kadar…
Ve yüzümüz vuslat gözyaşlarıyla ıslanıncaya kadar sus…

Sus gönlüm…

Seni senden daha iyi bilen Rabbinin hükmü vuk’u buluncaya kadarSus gönlüm…

Bütün bu susmalarına karşılık her şeyin hayırlısının olacağına inanarak susSus gönlüm…
Her susuşun bir cevap olsun…
Her susuşun, sabrın olsun…
Her susuşun, duan olsun…
İçten yakarışının adı olsun susuşun…


Bekleyişinin, umut edişinin, inancının,
özlediğin şeylerin vurgusu olsun, susuşun…
Sükûta ses, bîçâreliğe çare olsun…

Sus gönlüm… Bir Elif miktarı Sus…

 Süheyl Erkam BESIRLI

Read Full Post »

Başına bir musibet geldiği zaman havl ve kuvvetinden teberri ederek ALLAH Teâlâ’ya sığınırdı.

Her hangi bir konuda hakkın dışına çıkmaktan şiddetle çekinir ve şöyle duâ ederdi:
“ALLAH’ım! Bana hakkı hak olarak göster ve ona uymayı nasip et. Bâtılı da bâtıl olarak göster ve ondan sakınmayı nasip et. Senin hidayetinden mahrum kalıp bunları birbirine karıştırmaktan ve bu konularda nefis ve hevesime uymaktan beni koru. Nefis ve hevesimi kendine itâat ettir. Beni imtihan etmeksizin razı olduğun şeyi benden al. İhtilâf edilen konularda hak olana izninle beni hidayet et. Hiç şüphesiz sen, dilediğini doğru yola hidayet edersin.” (Müslim)

Read Full Post »

ISKENDER PALA

* ‘Ne vakit kurumuş bir dere görsem, ne vakit suyu çekilmiş bir ırmağa rastlasam, her nerede can çekişen bir nehirle karşılaşsam Yahya Kemal’in hani tevekkülü suskunlukla tarif ettiği o hikmetli beyti takılır dilimin ucuna.Ne müthiş bir tanımlamadır:

Mecrâsı seng-sârâ dönen cûylar gibi
Vâdi-i uzletinde hamûşuz tevekkülün

‘Yatağını çakıl taşlarınıın beklediği ırmaklar gibi tevekkülün uzlet vadisinde öylece susup beklemedeyiz.’
Irmaklarla türevleri, ki yeryüzünde hayatı harmanlayan nimetlerdir, kıymetlerini hayatla ölçmek gerekir. Onları yeryüzünden alınız,geriye yalnızca ölüm kalır. Mısır Nil’le,Roma Tiber’le, Mezopotamya Dicle ve Fırat’la,Hindistan Ganj’la, Avrupa Tuna ve Güney Amerika da Amazon’la vardır ve onlar olmadan bütün varlıkları bir hiç olur.
İnsan düşünmez mi ki kirli su yoktur da,kirletilmiş su vardır.”

* “Sevgilinin diyarı uzak olsa da,sevenin bağrında kendisine daha yakın kimsenin bulunmaması,araya engeller girdikçe sevgili için daha fazla yanıp yakılma ve perişan olma hâli…
Gerçek sevginin beşerî boyutu…Gölge gibi kendisinden ayrılmayan bir sevgili. Baktığında onu gören,duyduğunda onu işitendir gerçek seven. Sevileni düşündükçe mutlu,onu unuttukça düşkün…Bir tutku ki…”

* Aşk, uyumadan önceki son şey, uyandığın zamanki ilk şeydir…

* Birbirini seven iki kişi arasında sevgileri derecesinde bir benzerlik vardır. Menfaatlerde,karakterde veya amaçlardaki benzerlikler gibi. Bunlardan en etkin olan sevgi,karakterdeki benzerlik sonucu doğan sevgidir. Bunda karşılık beklenmez ve insan,sevgisini izhar için daima kendisinin ruh ve ulviyet yönünden benzerini,eşini arar ve ancak ruhun eşi ile sükûnet bulur. Hani ayet-i kerimede buyurulduğu gibi:“ Sizi bir tek nefisten yarattı ve kendisiyle durulup yatışması için ondan da eşini var etti.” (A’raf,189)

* Aşk yerine göre yol olur yürünür, yerine göre iman olur uyulur. Bazen ateş olup yakar ,bazen deniz olup boğar. Sultan olur ülke yönetir, şarap olur sarhoş eder. At olup koşar, kuş olup uçar. Hazine olur viran gönüllerde saklanır, kimya olur fakir toprakları altına dönüştürür. Sır olur saklanır gonca olur açar. Gül bahçesi olur kokusuyla âşıkları mest eder, güneş olur âşıklarının ümit meyvelerini olgunlaştırır.

* Kendini her an yeni baştan aşkı tanımış, yeni baştan sevgiliyle karşılaşmış saymayacaksan aşkın muradına eremezsin.

* Gerçek sevgi,sevenin varlığını kaplayan,ondan taşan,dışa vuran ve görünür kılınan bir vetiredir. Sevme duygusundan dolayı kişinin dış dünyasına yansıyan her şey aslında soyut olanın somutlaşması,özün kabukta yansıması,siretin surete aksetmesinden ibarettir.

* Gittikçe maddeleşen şu dünyada,galiba açık tutmamız gereken gönüllerimizi birkaç kat örtülere bürüdük de Sevgili’nin ayan beyan güzelliğini göremez olduk ha!?…
Vuslat, bütün örtülerin kalktığı, bütün perdelerin yırtıldığı yerdeydi oysa ve orada artık âşık diye bir şey yoktu,yalnızca sevgili vardı. Dünyada hiç kimse çalışıp çabalamakla vuslat hazinesine erişemedi;ama garip olan,hazineye erişenler yine de çalışıp çabalayanlar oldu. Hani dağlarda her koşan, aslan yakalayamaz;ama aslanı yakalayan da yine ardından koşandan başkası değildir. Belki her seven âşık olmaz ama her âşık mutlaka severek işe başlamaz mı!?.. Öyleyse sevmek, perdeleri kaldırmak için bir ilk adımdır, işte o kadar!.. Gerisi uzun bir yolculuk…Son noktada âşık, yine Camî diliyle,

”Aşkından başka arzum ve hevesim kalmadı. Yanmakta olan ateşe düşmüş çöp gibiyim. Kimse benim varlığımdan (benliğimden) nişan bulamaz;çünkü benden geriye ödünç kullandığım bir ismim kaldı.”

diyecek ve artık var olacaktır.

* Aşk…Kâinatın yaratılış vetiresini,özünü ve esasını oluşturmak bakımından başlangıcı ezel gününe dayanan ve ebede kadar süreceğinde şüphe bulunmayan macera… Gönülleri terbiye eden,ruhlara derinlik katan,dimağlara yükseklik veren bir hüzün ve neşe. Varlıkla birlikte var olan ve varlıkta en son yok olacak olan.”

* Biz gözümüzle bakarız; ama gören gönüldür…
Gönlümüzde aşk varsa, gözün gördüğü güzeldir…

* Sevmenin cinnet ile cennet arasında durduğunu kim bilebilir ?

* Aşk olunca gönüller birleşir, aşk olunca kıyamet koparcasına hareketlilik olur. Aşk olunca şimşekler çakar,rahmetler yağar. Âlemler kıyama kalkarsa aşktandır. Hastaların şifa bulması aşktandır. Aşk ile döner gökler,aşk ile durur kâinat. Aşk, Mecnun’dan Leyla’ya bir feryat, Mansur’dan dara bir sır, gözden kalbe bir yoldur.İllâ ki belalarına katlanmak gerek.

Taşlıcalı Yahyâ Bey’i(ö. 1582) dinleyelim:

Sabr etmeyen belâlarına aşkın anmasın
Nûş etmesin şarâbı kaçanlar humârdan

(Belâlarına katlanamayacak olanlar aşkın adını anmasınlar; “sonunda baş ağrısı var” diyenler, şarabı hiç içmesinler.)

* “Saray dediğin, gönül sultanının bulunduğu yer değil de nedir?..”

* “Âşık ile mum arasındaki yarış,gözyaşı dökme noktasında düğümlenir. Her ikisinin de sermâyeleri,akıttıkları gözyaşlarıdır. Âşığın aşkını ispatı,ancak gözyaşlarının çokluğu ile mümkündür. Akçeler gibi saçılan gözyaşları,onun aşkında ne derece zengin olduğuna delildir. Bu tıpkı mum damlalarının,akçe renginde akıp şamdanın dibinde birikmesine benzer.”

* Mevlâna’nın ifadesiyle,“aşk öyle bir alevdir ki,bir tutuştu mu maşuktan başka her şeyi yakar.” Çünkü onun coşkusu ve neşesi hiçbir dünyevî zevk ile izah edilemez. Âşık bu yolda harap vaziyettedir,kınanmışlığa aldırmaz. O varlıktan üryandır,dünyası ve maddesi yıkıktır. Gözü yaşlıdır ve bu yaşlar sevgili’yi göremeyince dinesi değildir. Onun derdinin dermanı,yine aşktır ve ondan şikâyet en büyük isyandır. Aşk öyle bir denizdir ki,dibi bulunmaz;öyle bir sırdır ki,her gönül kaldırmaz,ehli olmayanlara anlatılmaz.

* Âşık, her şeyden önce şairin ta kendisidir. Aşkında samimidir ve bu aşkın maddiyatla ilgisi yok gibidir. Gıdası üzüntüdür. Ömrü sevgiliden lütuf beklemekle geçer. Her anı sevgilinin hâli ile doludur. Sevgiliye ait küçük bir söz bile onu kendinden geçirtir. Canını sevgiliye verecek denli cömerttir. Ondan gelen her eziyete katlanır. Sözünde sadıktır. Çektiği eziyetlerle aşk işinde olgunluk kazanır.
Sahip olduğu yegâne varlık aşktır. Bu sebeple aşk yolunun bütün tehlikelerini canla başla kabul eder. Sevgilinin rakipler ile ilgilenmesi, onun için en büyük zulümdür. Yine de irade ve takdir sevgilinindir. Ona asla kızamaz.
Sevgiliden başka talih, felek, zaman ve rakipten de zulüm görür. Bu zulüm ile bazen sabahlara dek ağlar; bazen rintçe davranıp aldırış etmez. Ama meselâ uykuyu hiç tatmamıştır. Yakasını yırtar, kan yutar; denizler gibi coşar, ırmaklar gibi ağlar. Aldatılır, tuzağa düşürülür, hastalanır, yaralanır, aklını yitirir. Velhasıl başına gelenler defter ü divana sığmaz; baştan başa menfi özelliklerle doludur. Söylediği şiirlerde bu hâllerini terennümden gayri elinden bir şey gelmez. Buna rağmen o daima aşkı ister. Ahmet Paşa’nın (ö. 1497) dediği gibi:

Şol ömr kim sensiz geçer, ol ömr zayi ömr imiş
Bir can ki anın canı yok, ol can dahî can olmamış

* Malûm olduğu üzere aşk ateşi bütün riyaları, ikiyüzlülükleri, yalanları yakar yok eder. Riyanın olduğu yerde aşktan söz edilemez; bu olsa olsa birinin diğerini aldatmasından ibarettir. Gerçek aşkta ise insanın, değil riya gösterip yalan söylemesi, dilinin tutulup bir kelâm edememesi murat olunur. Aynı hâl, İlâhî aşk için de geçerlidir. Dolayısıyla tasavvuf ehli, riyadan kurtulmanın yolunu aşkın gücünde ararlar. Katı ve taş gönüllerin yumuşaması bu ışığa bağlıdır. O da insanı dünya bağlarından, alâyık kaydından kurtaracaktır. Yani bütün mesele,bir mum şulelendirebilmektir. O zaman insan,denizlerdeki balık, karanlıklardaki ışık kadar özgürdür. ”

* “Aşk ve sevgi… Tecellisi gönülde beliren, gönlü muhatap alan duygular… Buna, insanı anlamlandıran beşerî, İlâhî ve mecazî boyutta telvinler de denilebilir.
Belki biri diğerinin vasıtası,diğeri ötekinin hedefi. Asıl hedefe giden yolda kâh temrin,kâh oyalanıp aldanma…
Aşk ve sevgi… İçinde muhabbet, alâka, yakınlık, dostluk, meveddet, mürüvvet ve daha pek çok insanî hasletlerin gizlendiği dünya… Bazen şefkatin,bazen himayenin,bazen merhametin adı. İlâhî anlamda yalnızca bir hedefe, Sevgili’ye bakmak, beşerî anlamda ise aynı hedefe birlikte bakmak…”

* “Âşıkın işi kumar gibidir, o hep kaybeder,kaybetmeye mahkûmdur da. Aşk ki sevgidendir, ona muhalefet olmaz,belki uğruna feda olunur. Sevgiliden bir vuslat umuduna,âşık bin can fedaya hazırdır. O ki sevgilinin güzelliğini her yerde görmektedir, başkaları sevgili için “Yarın görünecek!” umudundayken onun bugünü yarın olmuştur. O sevgiliyi bulunduğu ateşlerin içinden seyreder, her anda ve her mekânda… Adıyla,hayaliyle,sözü ve hatta lakırdısıyla… Aşk bir ateştir ve âşık daima yanar,yakılır,erir. Denizden çıkarılıp ovaya atılan balık,belki tekrar denize ulaşırım diye nasıl çırpınır durursa, âşık da varacağı makama varmak için öyle çırpınır durur işte!..”

Aşkname

* “Bazıları her türlü güzelliğe âşık olurlar, gönüller her vadide dolaşır, her güzelde gözü ve gönlü kalır. Bazısı ulaşmayı arzulasın veya arzulamasın belli bir güzelliğe veya güzele âşık olur. Bazısı da yalnızca ulaşmayı arzuladığı kimseye âşık olur. Bu aşkların dereceleri de birincisinden itibaren giderek artar. Her güzele meyledenin sevgisi bölük pörçük ve cılızdır; sabit olamaz. Güzelde seçici davranan ise beşeri manada kendini aşk ile anlamlandırıp aşkın olgunluğuna yürür. Halbuki en bilinçli âşık, ulaşmayı arzuladığı kimseyi doğru seçen ve ona ulaşmayı isteyip bu umutta yaşayan âşıktır. ”

* “Hani bütün olumsuzlukların son ucu olumluya çıkar,hani bütün acıların ötesi mutluluğa açılır,hani trajedinin maverası komediye dönüşür gibi… Aşkın azabı öyle bir acı idi ki sonunda hakiki âşıklara lezzet vermeye başlardı. Aşktan bahsetmek evet,azaptı ama azabın bir de lezzet anlamı vardı. Bütün acıların sonunda mutluluğa açılan bir geçit mutlaka bulunurdu.”

* Aşk ezelde bir merhaba idi; hala ki odur!

* Ezelde harekete geçen eşya ebediyete sevgiyle yürüyecektir. Göklerde, yerlerde ve ikisi arasında ne varsa sevgiyle vardır.Gökler sevgiyle dönerler,yıldızlar sevgi sayesinde yerlerinde durabilirler. Tıpkı kalbimizdeki sevgi yıldızları gibi… Bu yüzden dış yerine içi,suret yerine ruhu sevmek gerekir. Hayat ancak sevgiyle tatlıdır ve sevgilisiz dünyada hayat sürmek beyhudedir.

* “Sevgisiz bir kalp cehennemin ta kendisidir!..”

* “Âlemde sevgiden büyük bir umut da, sevgiden öte bir korku da yoktur. Sevgiliden korkmak, korkunun en yüksek derecesi, sevgiliden umut etmek umudun en yüksek kertesidir. Sevgilisi olmayan biri, yaşadığını sansa da yürüyen ölüden ibarettir!…”

* Her kaçışın hasret gibi, gurbet gibi , firkat gibi, terk etmek gibi, gözden çıkarmak , vazgeçmek gibi fedakarlıkları vardır…

* Uzun bekleyişlerin kalbe yansıyan ihtilalleri olur.

* Gönül ki içinde ateş yanar,sakın onu avuç içi kadar yürek ile ölçüp bir kandil sanmayınız…Gönül ki bir ülkedir ve yangın bir uçtan bir uca bütün kentleri yalayıp yutmaktadır.

* Kalpte ne varsa, dudaklardan o dökülür.

* Derviş, bir kucak elma ile bayırlar aşan bir genç kıza rast gelmiş bozkır sıcağında. Yorgunluktan al almış kızın yanakları.
“Nereye gidersin? Ne doldurdun kucağına?” diye sormuş.
Uzak bir tarlayı işaret etmiş kız.
“Sevdiğim çalışıyor orada. Ona elma götürüyorum.”
“Kaç tane?” diye soruvermiş derviş.
Kız şaşkın;
“İnsan sevdiğine götürdüğü şeyi sayar mı hiç?”
Usulca kırmış elindeki tesbihi derviş…

* Hep böyle davranır, yüzünü bana döner,kalbiyle gülümser, benim kalbimden geçenleri aynıyla bilirdi. Adımlarımı hızlandırıp elini tutmak istedim, o da gülerek adımlarını hızlandırdı. Ona ilk vurulduğum,kuzuları otlattığımız, sevdasına düştüğüm günlerdeki gibiydi. Bana, “Can Yunus!” dedi yine, parmağını kalbimin üzerine koyarak:
“Burası kalbimin en değerli yeridir. Burada siyah bir nokta vardır. Canın canı,sevenin cananı buradadır. O nokta, kurumuş bir damla kandan ibarettir. Adına sevda denir, siyaha çalan rengi yüzünden ona sevda derler. Bütün tecelli denizleri,bütün aşk ve ihtiras fırtınaları işte o bir damla kanın içinde dalgalanıp çırpınır. Aşırı sevgi bu damlayı tahrip edip dağıtırsa parçaları bütün vücuda dağılır. ”

Od,

* Dünya sevgisine gönlünün kapılarını kapatan bir insan,maddeten zengin de olsa sureta fakir gibi yaşar;onun zenginliği iç dünyasında görülür. Mamafih nice fakirler de vardır ki dünya peşinde koşmaktan yorgun,bitkin ve perişan olmuşlar; hırsları yüzünden asla mutluluk bulamamışlardır. Bu açıdan bakıldığında zühd zenginliğin, dünyaya rağbet de fakirliğin sebebi olur. Çünkü dünya öyle bir gölgedir ki, kişi ona arkasını dönünce peşinden gelir de, kişi onun peşine düşünce hep önünden kaçar.

Düşte Kalan

* Taçlı,denizin kokusuyla karışan akşamın kızıllığı içinde bana gülümsemiş ve sormuştu: “Cennet nedir Kamber Can!
”Sevginin hüküm sürdüğü kalptir efendim!…”
“Peki cehennem nedir?”
“Sevgisiz bir kalp cehennemin ta kendisidir!..”
“Hmm!.. Sevgiye dair bir sır da ben söyleyeyim mi?”
“Elbette! Çok isterim!…”
“Sevgi,ezelden kanat çırpan bir kuştur;buraya gelmiştir ve ebede uçmaktadır. ”
Bu söylediğini bir müddet düşündükten sonra fikrimi söyledim:
“Ben sevginin ne olduğunu hiç durmadan anlamaya çalışıyorum. O benim için bazen ruhta parlayan bir güneş oluyor;bazen o güneşte görünen bir ruh. Yani o henüz açıklanamayan bir şey.İnsan onu ancak hissederse tanır. ”
“Bu söylediğin doğru olmayabilir. Çünkü onu hissedebilmenin hakikati,sevginin derinleşmesinden sonradır. Sevgi aşka dönüşürse o vakit hissediş başlar. Öyle ki güzelin gözü kendi cemaline kapalıdır;sevenin aşk aynası olmayınca kendi güzelliğinin mükemmelliğini temaşa edemez. İşte bu yüzden sevgili için her zaman bir seven gerekir ki sevgili kendi güzelliğini görebilsin,farkına varabilsin. ”
“Ama hiçbir kimse,sevginin kendisi için gizleyip getirdiği armağanı bilmez ki!..”
“Elbette!.. Ama seven sevginin hem avcısı hem de avıdır. ”

Şah &Sultan

* Mahrem düşüncelerle perdelenen odalarda ya ezel ya ebed olur ; aşk kayıp giderse dünyadan ebed kıyamet olur ; sevgisizlik gelir, dünya cehennem olur.

* “Gül bahçesinde yatıp uyuyan kişi, bir an evvel uyanmayı ister. Fakat zindanda uyumuş olan,ebediyen uyumaktan yanadır,çünkü uyanırsa yeniden zindana düşmüş olacağını bilir. ”

Katre-i Matem

* Bir çoğalmadan ibarettir aşk, bir coşmadan, kabarmadan, büyümeden ibarettir… Devamlı artmayan bir duygunun aşk olması ne mümkün?

* Beni aşkın yağmur olup yağdığı zamanın aşka kurulduğu aşkın zekat olarak verildiği coğrafyalara götürsünler istiyordum. Aşk ile yoğrulmak, aşktan yorulmak istiyordum.
Ayinini tamamladıktan sonra bitkin düşen bir aşk dervişi olmak istiyordum ve bütün ayinlerim aşk dairesinde dönmekten ibaret olsun istiyordum Leyla’nın hasreti, hicranı, firkati içimi yaksın ve ahımın kıvılcımlarından gökler tutuşsun istiyordum…

Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk

* Âh…Tek hece Bütün Lisanlarda aynı olan mânâ…
Bir elif ardından bir he… Allah adının ilk ve son harfi… Elif ve he ile yanmış aşk…
Zora tahammülü güzel bulanlara değil; güzele tahammülü zor bulanlara yazgılıdır âh…
Güneşi izleyen bulut gizleyebilir mi hiç varlığını güneşin; acıyı saklayan tebessüm ya saklayabilir mi hiç vücudunu acının?
Dokunulunca en ince teline içindeki sızının bülbül durabilir mi şeydalanmadan ta mahşer olunca?… Her nereye bakarsa gördüğü âhtır aşkın; âh elinden niyaz için mescide girse dahi…Minaresi elif kubbesi he dir çünkü camilerin…Ve hala elifin bağrı şerha şerha kan ve hala iki gözü iki çeşme he nin…
Erbab-ı aşka pîşe heman her gün âh imiş
Her bir nefes ki âh ile geçmez günah imiş…
Ve sözün düğümü ;Âh mine-l aşk!…

* Güneşe bakınca ağlayan birinde irade söz konusu mudur? Kim güneşe bakar da gözleri yaşarmaz ki? ”

* Bir bütün idim ben Leylâ ile. Sense Leylâ’yım diyorsun. Sen Leylâ isen eğer; beni yakmaya hayalin yeter, takatim yok sana kavuşmaya. Varlığı olmayan bir zerreye aynadan ne fayda? Canım gideli hayli zamandır, cismindeki bir başka candır; bir özge candır. Sensin beni benden ayıran, uzaklaştıran. Ben yokum, senin tecellin var. Vuslatının ağır yükünü kaldıramam ki. Önceleri sen vardın, şimdi ben yok oldum. Manevi dünyamda dostum daima sensin. Dış görünüşe değer verme bahsi ortadan kalktı artık. Gönül çok önceleri sana koştu canım seninle gitti. Şimdiki canım Leylâ’ya değil, Mevlâ’ya yönelik. Bir’lik yolunda seninle olmam, yanarım. Şimdi, gözümün nuru, gönlümün aydınlığı! .. Ben maskaralığa nam salmışım nam salmışım bari sen bu yola girme. İçinden çıkma namus perdesinin. Mecnun olan benim; bana yaraşır delilik, kınamışlık. Şimdi git, aşk töresini, âşıklık geleneğini, maşuk gidişatını bozma. Gir şimdi, ey vefalı! Açtırma kötü söz arayanların dudaklarını; sakız verme dedikodu arayanların ağızlarına. Beni aramaya çıktığını âleme bildirip deliliğine ferman yazdırma. Kimse seni burada görmeden git. Ben ki varım; sen içimdesin, bunu bil! ..

* Dünya edebiyatlarında gül ile bülbül hemen hemen daima birlikte anılmış, bilhassa Doğu edebiyatlarında bu konuda sayısız alegorik eserler üretilmiştir.
Hangi Doğu şiirini okusanız gülün hemen yanı başında bir bülbüle, bülbülün olduğu mekânda bir güle rastlarsınız. Bu yüzden biz bülbülsüz bir gül şiiri yazılmış olduğunu sanmıyoruz. Bütün o şiirlerde bülbülün en belirgin vasfı ise sabırsızlığı, derbederliği, pır pır uçuşu, o daldan bu dala konması, gülün çevresinde dur durak bilmeden hareket etmesidir. Fuzuli’ye göre “Derde yok sabrı onun her lahza bin feryadı var (Hiçbir kapıda durmaz, her dakika bir başka feryad içinde)”dir. Muini’ye göre ise

Her nalede bir nahl-i güle kondu safadan
Her nağmede tebdil-i makam eyledi bülbül

Her çığlığında coşkuyla bir başka gül fidanına konan, her nağmesinde bir başka makama geçen bir bülbülün tasviridir bu.

Peki, bülbülün bu aceleci tavrı, bu çığlık çığlığa binlerce makam dolaşması, her nağmeden ve her daldan ayrı ses vermesi nedendir? Gönlünde sönmeyen aşk ateşiyle bağ ehlini uyutmaması, canından bezdirmesi, sabırsızlığı ve yaygaracılığı ile eleştirilere uğramayı hak etmekte midir? Güllerin açtığı mevsimde gül bahçesinde yuva kurup sonraki zamanlarda çekip gitmesi bir yana, gece gündüz gülşenin sakinlerini mest etmesi, onları işten güçten alıkoymasına ne denilebilir? Ya o sadık âşık edasıyla bin bir sıkıntılara katlanıp bağrını kanatan dikenlere aldırmayışı? Sevgili edindiği güle ulaşma adına binlerce dikene sabır göstermeye mecbur kalışı ve bu yüzden ağlayıp inlemesi? Ve her seher bülbülün açılışını görmek üzere geceler boyunca uykusuz kalması? Bütün bunlar nedendir?!..

El-cevap: Bülbül görünüşte güle âşık olmakla birlikte hakikatte onun manasına vurgundur. Çünkü Bizim Yunus’un ifadesiyle “Gül Muhammed teridir”. Çünkü Kainatın Efendisi, Mi’rac’ta sıkıntıdan terlediği sırada yanağından dökülen bir damla terdir ki güle koku vermiştir. İbrahim peygamberin Nemrud tarafından ateşe atıldığı sırada yanında beliren bülbül hatırına alevin korlarından yaratıldığı halde Mi’rac’a kadar koku taşımayan gül, ta o vakit Muhammed kokusuyla kokulanmıştır. Bülbül, o gün bu gündür, daldan dala koşar şarkı söylerken sanki güle şunları söylemektedir: “- Sen Rasul’ün yakınlığına sahip olduğun için ben senin çevrendeyim. Hakikatte ben sana değil, Sevgili’nin manasına âşıkım. Bütün çiçeklerin hepsinden güzel kokman işte bu mânâdandır ve ben de sendeki o kokuyu derleyip toplamak üzere daldan dala çırpınıp durmakta, koşup yorulmaktayım. Değil mi ki bahar kısa, senin de ömrün az, elimi çabuk tutmam lazım!..”

Read Full Post »

Bu ne güzel koku böyle,
bu ne güzel koku.
Gül bahçesinden yoksa gelen o mu?
Gece mi bu gelen, misk mi bu, amber mi bu?
Bu ne güzel koku böyle,
bu ne güzel koku.
O pazardan tezcecik yoksa o mu geliyor,
yoksa güzelimiz geri mi geliyor ne?

Bu nasıl yüz böyle,
Bu nasıl ışık?
Bu nasıl ay böyle,
Bu nasıl güneş?
Mağradan mı çıktı,
Dağdan mı iniyor,
O yalnızlığın adamı,
O dost?

Boş yere arama şarap testisini sen.
Koklama onun ağzını sen boş yere.
Şu meyhaneciden mi geliyor sandın onu;
Dostum, onu sen kendin gibi belleme.

Yolda o yapayalnızsa ne olur?
Başında sarık yoksa ne çıkar?
Ne bundan güneşe bir leke olur,
Ne ayın gösterişine zarar.

Bu gece uyuma dostum, uyuma.
Bir kolayına getir onu bul.
Sarhoşlar meclisine hep böyle geceleyin gelir o.
Bu gece uyuma dostum, uyuma.

Biz duvara asılı duran resimleriz.
Bizi yapan ressamın varlık şavkı
duvarın üzerine bir vurdumu,
bakarsın o anda canlanıvermiş, kımıldanmışız
Onun selvi boyu bir göründü mü,
bakarsın dünya güllük gülistanlık.
Kalktı bir salındı, kendini bir gösterdi mi.
bakarsın kıyamet koptu gitti.

Bakarsın Calinus gibi hastalar ülkesindendir o.
Bakarsın hayret yurdunda dolaşır hastalar gibi.

Sustum artık ben,
sustum artık
Bu şiir utanıyor ondan.

Mevlana Celaleddin Rumi

Read Full Post »

NIYAZ

Ey güclere hakim olan ve dilediginde her türlü ahvali evirip ceviren Allah’im ! Halimizi en güzel hale cevir.Ey kalbleri istedigi duruma getirmeye kadir olan Rabb’im, bizim kalblerimizi sana itaate bagla, huzurunda kalmak üzere tesbit et. Her halimize sahit oldugunu unutmayan, sana kavusmayi özleyen kalbler olarak sabit kil.
Ey darda kalanlarin imdadina yetisen Rabb‘im , bizi birbirimize düsme derdinden kurtar.Ey kendisine siginanlari himaye eden Rabb‘im, dünya ve ahirette pismanlik getirecek hallerden bizi koru.
Ey hayat veren, ey yarattiklarinin hayatini devam ettiren!..Ey yüceler yücesi!..Ey göklerin ve yerlerin yaraticisi!.. Ey mülkün sahibi!..Ey kendisinden baska hicbir ilah bulunmayan Allah'im!.. Ben senden kalblerimizi ve gözlerimizi marifet nurunla aydinlatip hayat vermeni diliyorum.Erisilmez lutuf ve kereminle hacetlerimizi yerine getirmeni diliyorum.Kudretinle fitne ve fesattan muhafaza kilmani niyaz ediyorum. Lutuf ve inayetinle dertlerimizi gidermeni,hastaliklarimiza sifa vermeni niyaz ediyorum.Helal kildiklarinla yetinip haram kildiklarindan uzak tutmani istiyorum.Allah'im bize yeterli ol ve baskasina el acmaktan muhafaza buyur. Allahim!… Allahim!… Allahim!…Bizim Efendimiz,Rasulümüz,Sefaatcimiz Muhammed ( SAS ) hürmetine duamizi kabul buyur.
Ey bütün alemleri yaratan ve idare eden, merhametlilerin en merhametlisi Allah'im, günahlarimizi affetmeni, belalardan emin kilma fermani cikarmani diliyoruz..Seni kula yakisir sekilde bilmeyi, sarsilmaz bir inanca sahip olmayi diliyor, senin rahmet ve magfiretine siginiyoruz.Bizi kapindan geri cevirme.
Efendimiz Muhammed'e , onun aile efradina ve dostlarina Rabb'imin rahmet ve magfiretini diliyorum.Nebilere ,Rasullere selam olsun.Hamd,alemlerin Rabb'i Allah'adir.
Ey Hacetleri yerine getiren Allah'im,
Ey Dualara icabet eden Allah'im,
Ey Dereceleri yükselten Allah'im,
Ey Müskilleri halleden Allah'im,
Ey Bela ve musibetleri geri ceviren Allah'im,
Ey Hastalara sifa veren ,dertleri gideren Allahim,
Ey Korkanlara emniyet veren Allah'im ,
Ey Ne yapacagini bilemez olanlara yol gösteren Allah'im,
Ey Sapkinlara hidayet eden Allah'im,
EY Günahkarlara merhamet eden Allah'im,
Ey Yardim isteyenlerin imdadina yetisen Allah'im;
Ey Yardim edenlerin en hayirlisi olan Allahim,
Ey El acanlarin dileklerini yerine getiren Allah'im,
Allah'im,düsmanlarimizi, millet ve din düsmanlarini kahret.Rahmetinle dualarimizi kabul buyur.Peygamberimiz Muhammed'e ( sas ) onun aile efradina ,ashabina rahmet ve magfiret diliyoruz.Diger Nebilere ve Resullere selam olsun.Hamd ve sükür alemlerin Rabb'i olan Allah'a mahsustur.

Read Full Post »

Older Posts »

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.